5 Kasım 2012 Pazartesi

giderek uzaklaşır

Kaldırımlar silerken elvedanı,
Şaraba yatırıp terbiye ediyorum tüm öpücüklerini,
Şehir umursamaz, şehir her zamankinden daha unutkan.
Kırmızı bir duman edasında süzülürken yokluğun bağrımda,
Mavi bir seda oluyorum sensiz kaldığım zamanlarda nükseden yalnızlığımda...

yanımdayken

Bedenin kıyamete arkadaş bir dünya ve benim tüm parmaklarım senin gözlerini taşıyan sokaklarda müzisyen,
Nefesin soyu tükenmiş tüm kuşları bedenimde yeniden doğururken
ve düşerken çocuklar
aglarken anneler..
sen
benle
biraz daha
hep biraz daha sev..

yuvarlanırken boşluklarımıza aklımız duygulara yer kalmaz,
duygulara yer kalmaz gözlerinin baktıgı çocukluklarda.
orası hep küf
orası gürültülü bi kalabalık
orası sensiz..
ve tekrar aynı gün içinde tekrar yuvarlanırken boşluklarımız birbirimize duygulara yer açılır,
sarılır o an ölümsüz bin yıllık agaçlar birbirine kıyametle hala arkadaşız..

7 Eylül 2012 Cuma

Küçük harflerle sev beni


İki yeni bölüm olacak gözlerin reklamsız,
Jenerikte verdiğimiz sözler,
Üçüncü sayfaya yerleşecek beni öptüğün anda gözlerim,
Ellerim üşümüş ve yorgun.
Sen benim iyi niyetli tümörüm, avuçlarımın omurgası, susarak ettiğim yemin, küvette bulunan ölüm...
Günlerden gözlerinin kahvesi bir akşam üstü dudağından aldığım anıyı kumbaramda saklamak için nefessiz kalışım hâlâ aklımda,
Yürürken bıraktığın bu selinti kırmızıya dönüşüyor mu kaybolduğun anlarda?
Söyleyesene sustuğunda aklımın aşındığı geldi mi hiç aklına?
Bu sabah bana eski bi defter getir mümkünse çalıntı olsun,
bana vermeden önce bi kaç kez sarıl ona sevgilim,
Sarıl ki sayfalarını karıştırdığım da içi buruk bir sarıyla biraz da sen koksun.

30 Nisan 2012 Pazartesi

falan filan


Bak şimdi şımarmaya başladı gönlüm, avutamam ben bu çocuğu,
Senin şımarman, avucumda ki tebessümle birleşir, bana umut olur..
Bana da romantik geliyor benim kagıt paramın döne dolaşa bi şekilde senin cebine girmesi..
Yüzünde ki çizgiler bana rüyamın açıklamasını yapıyor sanki, berrak tuzlu bi suda çırpınıyor sanki umutlar..
Ağzından çıkan  kelimenin burukluğu bana seneler öncesinden geliyor, hatırlatıyor, yüzüme çarpıp geldiği mazgala deri dönüyor..
İstediğin kadar şımara bilirsin yanında ben oldukça,
Beni de şımarta bilirsin ellerinde ellerim oldukça..
 
Ufak bi mesaj yolla bana fakir bir özlem bırak kapımın eşiğine,
Bu kadar yol varken önümüzde, neden hala yalnız yürüyoruz bilmem ki,
Çevrilmişken dört yanımız duvarlarla beton asfalt yollarla,
gece yürüyüşlerini kimin için erteledin,
neden beraber yürümüyoruz ?
Mısırda alırım sana koluma girersen,
Bir yıldız tarlası ulaştırırım sana
Nerde, ne zaman istersen oynayabileceğim oyuncaklar büyütürüm.
En güzel şiirlerimi sana yazarım en azından denerim…
Çatlamış ellerimden tutarsan yazımda düzelir belki..
İmla hatalarım seninle düzelir..
Belki hayat daha da güzelleşir…

31 Ocak 2012 Salı

ha ha ha

Ah fredi nin elleri,
Yüzümü kestiğim paslı makaslar,
Ellerini okşadığım boş usturalar.
Kaç zamandır düşer gibi uyanıyorum uykumdan.
İşte bu da üşüyen,
Boynuzlanan tanrıların gazabı.

Yakala beni bir gece vakti,
Arka planda süt yensiz kızlar,
Onlara imrenen travestiler, hepsinin çantasında uyuyan jiletler ve yastık niyetine vibratör.

Bar sahibinin karısı, çocukları ve dostu yani düzenli bir şekilde prezervatif kullanmadan seviştiği kişi. Kadın bazen değil.

Kaldırımın ortasında küfrettiği sarhoş,
Gece korkan kız çocuğu,
Üç yaşında prenses derlerdi.
Şimdi yirmi üç yaşında yirmi üçten fazla kere vermiş.
Kaşar diyorlar, bin üstüne gez diyorlar.
Şimdi belki otuz yaşında, gözaltındaki torbaları saydım,
Bizim ev kadar ölü sayılır.
Kitap gibi karı diyorlar, borçlarını asansörde kapalı alanlarda ödermiş.
Ben hiç görmedim ama tanıdığım herkes kasıklarındaki dövmeyi görmüş.
Ben hiç dövmedim zaten kavgayı da sevmem.
Güle güle prenses,
Aforizmalarını kazımadın ya yüzüme tırnaklarınla, küçük harflerle.
En çok bu koydu bana.

Her şeye alışılır,
Yokluğa, açlığa, yalnızlığa, sensizliğe, sessizliğe, sessizliğine, anılara.
Alışmak unutmanın da kolay yoludur ayrıca.
Ayrıca kazımadın ya aforizmalarını yüzüme tırnaklarınla ve küçük harflerle,
İşte buna alışamam,
Bunu unutamam…

Bende kalmayan,
Bende unutmadığın bir eşyanı özlüyorum şimdi.

Şimdi her geçişimde büyük caddelerden,
Durup düşünüyorum,
Acaba buradan geçmiş midir, diye kendime sorup,
Tükürüyorum,
Maksat ayak izin parlasın,
Yoksa sana ait tozları silmek,
Sana ait izleri silebilmek ne haddime…

Aklından geçiyorum,
Çantanın içinden bir cin çıkıyor,
‘dile benden ne dilersen, ıssız bir adada sadece bambu yapraklarıyla silerek götünü, sınırsız orgazm vaat ediyorum sana fıstık’.
‘’sigaran var mı?
‘’var mı sigaran?

Paslı bir çivi ağlamaya başlıyor,
Eskiden buralar hep kireçti,
Sonradan plastik boya geldi, tüm evin amına koydu.
Sevgilimi dilinden tutup söktüler,
Babam paslı ama annem hala diriydi.
Altmış ikiden tavşan yapanlar,
Benim altmış ikiden imal tüm hayvanların,
Baytarını, baytarının karısını, baytarın kızını,
Altmış ikinin kare köküne boylu boyunca yatırıp, üzerlerinden sürüne sürüne geçtiğimi bilmiyorlar.

Bugün hiç doğmamış bir delinin göbek adı gibi hissediyorum kendimi.
Dün gece kendi yüzüme boşaldığımdan beri bu kadar iyi hissetmemiştim kendimi..
Günaydın doktor, ha ha ha annen nasıl?