16 Temmuz 2017 Pazar

aslında potkal yapacaksın bunlardan şişeleri

şöyle güvenilir sağlam biri çıka gelse de bileklerimi kestirsem acıya doya doya. insan güvenemiyor her zaman herkese ve güvenmemeli de tabi ki her zaman herkese. ben hayallerini kaybetmiş biriyim, böyle hissediyorum, hissetmek ne kötü şey, durmadan düşünmek ne kötü.
odamın penceresinden yaz geçiyor, balkonda oturup renkleri izliyorum ben de ve yükselen binaları 'bunlar şimdi kaç bin liradır kim bilir' diyorum. boş şişelerle ne yapılabilir onu düşünüyorum, sonra durup durup 'aslında potkal yapacaksın lan bunlardan' diyorum sonra şarkı değişiyor. gün değişiyor, ay değişiyor, şarkı hiç durmadan değişiyor. sen hep değişiyorsun. sen hep kirli ve uzak, sen hep mutsuz ve uzak, sen hep bi tanıdıklar görür burada elimi tutma telaşında, sanırım bembeyaz tenin de kırmızı bir ısırık gibi duruyorum, istersen giderim ısırığımı da alıp giderim, boynunda ki çürüğü de alıp giderim.
odamdan bir kaç saatliğine ayrılıyorum ki annem bütün şişelerimi çöpe atmış,
dergilerimi de askere gittiğimde atmıştı. annem bütün değer verdiklerime çöp olarak bakıyor, evet bir tişörtü 7 sene giymek biraz abes katılıyorum.
odamın penceresinden kediler giriyor, biraz sohbet edelim istiyorum, 'hava çok sıcak' desin, 'mahalle de kasap da kalmadı be abi' desin 'şu tarlanın orada bir köpek var sorma anamızı ağlattı şerefsiz' desin, fark etmez sadece 'merhaba' desin. kediler birbirine giriyor, kediler beni dinlemiyor.
sen hep pembe bir tişört ve kot pantolon, en büyük derdin askılı giymene karışılması ve hep sıcaktan şikayet eden bir gün ansızın sikini çıkarıp masaya vuracakmış edasında konuşan bir kız çocuğu, ne zaman kurtulacaksın bu ben ne olacağım kaygından. istersen geleyim en sevdiğin yemeği bilmem ama yine de geleyim. dondurmayı neli seversin bilmem ama yine de geleyim lütfen. ben ne zaman kurtulacağım bu tanıdıgım herkes bana ihanet etmiş hissinden. beni kurtar. beni kimyasaldan ve bu hayattan kurtar, beni bu yükselen binaları izleyip hergün biraz daha bilenmekten biraz daha öfkelenmekten kurtar, elimden al şu aletleri,
bi yerlere götür, konuşmamı bekleme, konuşmam, sigara içerim, gözlerimi kaçıra kaçıra. hadi kurtulalım artık bu tükenmişlikten. bir film aç ve hakkında bişeyler söyle. ben eski albümleri çıkarayım, film kendi kendine dönüp bitsin. bugün de böyle geçsin, pencereden yaz geçsin, içimde üşümüş bir şarapcı.



uyumam gerek

Ben her sabah bu saatler de gamzelerimden su içirtirim kuşlara, Uyumak için yorulmak gerek, biraz da şarap. Ölü kuşlar düşer her sabah yanağıma, her yaşamın içinde biraz ihanet ve zehir muhakak vardır. Uyumak için çok yorulmuş olmak gerek. Arnaud adında yarı alman yarı polonyalı bir çingene elinde koca bir rom şişesiyle çıka geldi bir gün, ben de ona sigara uzatırım, merak ettiği kitabı okudum, annesine mesaj yazdım (çingeneler okuma yazma bilmez. Okuma yazma bilen bir çingene, artık çingene değildir.) Hayallerini kaybetmiş bir çingene artık çingene değildir. Hem hayallerini kaybetmiş bir çingene neye yarar ki? Ben her sabah kendimi camdan aşşağı atıyorum, uyumak için ciğerlerinin patlaması ve 7. katı geçerken şoka girmek gerek, Beşinci Katta çalan bir telefon var, bu dünyada yalnız değilsin.

19 Mayıs 2017 Cuma

çiçeklenme

ben evliliğe ve aşka inanmıyorum umarım gökben derviş de inanmıyordur.
lütfen inanmasın allahım.
insanlara da inanmıyorum sadece büyüyen kediler,
kanepeden atlamaya başlayan kediler artık ben çocuk değilim diyerek et dişliyorlar.
genç bir ölü şöyle demişti:  .. beni acayip vurdumduymaz şerefsiz bi şey yaptı.
kimyasalı bırakan eski dostlar lokalinde oturuyoruz umarım gökben derviş de bizimle oturmak ister.
merhaba sayın seviciler,
şimdi bu suyu bardağa doldurup içimden on'a kadar sayınca kendini maniye dönüşeceğini göreceksiniz.
ve şöyle diyor diğer genç ölü; o kadar mutluyum ki bileklerimi kesebilirim her an.
şimdi biz kimyasalı bırakan eski dostlar olarak mutlu olduğumuz zamanlarda ne yapılacağını bilemiyoruz, mutlu olmaya da pek alışkın değiliz.
umarım gökben derviş nasıl mutlu olunacağını biliyordur.

16 Nisan 2017 Pazar

sen eski bir rockcısın yapma böyle

Kendime mırıldandığım şarkılar içinde ben,
yolda yürürken vecde geldim.
Göğe bakıp iki soluk dinlendim.
Yukarısı aşağıdan da karanlık bir çukurdu ve öylece hareketsiz bekledim.
Bir işaret? Yok!
Herhangi bir eylem? Canım istemedi!

İçimdeki, günlerle hesaba gelemeyecek ejderi kamçıyla yere serdim.
Sokakta galibiyetin zaferi kutlamalarına erişecekken taksiyle geri geldim.
İnsanlara bilhassa o insanlara anlam biçmemeyi çok önce öğrendim ve geçmiş zamanlı cümleler kurduğuma göre şimdi (!) ben eskiyi kabul mü ettim? Buralar hep insan eti kokar...
Şu sokaktan aşağı sağa döndüğünde güzel bir yüz karşılayabilir belki kudretli aşkın temsilcisini.
Hep aynı şarkı eşliğinde mırıldandım içimden geçenleri.
Günlerin çuvala girdiği dakikaları özledim.
Kafamı olabildiğince bastırıp yastığa tek bir ses çıkarabildim...
"Her gün daha da iyiye gidiyorum!" Diye beşer onar söyleyince geceleri her gün daha iyiye götürebilirmiş beyin denen yanılgının en bilinçaltı noktası. İnanmadım...
Yaşayanlara uzaktan bakmak en büyük hobim.
Nasıl yaşıyorsunuz sorusunu birkaç sene sonraya saklayarak bu zevke değer biçmeyi geçireceğim içimden. Kimse bilmeyecek, hiçbir şeyi kimse bilmeyecek. Yukarısı aşağıdan daha kötüymüş anladım...

7 Şubat 2017 Salı

Renkli Hayatlar

Ev buz gibi ben üstüme bir kazak alayım sonra otobüs bileti ve sakız.
Biliyor musun ağzım laf yapmasa,
elim kalem tutmasa ve arada sırada da olsa böyle şeyler yazamasam kimse bakmaz yüzüme gibi yani bana öyle dendi.
   
Bu otobüs şehire gitmez,
Buradan kimse Otostopçu almaz,
Hadi yürüyelim biraz.
Sigara alalım.

O liseyi bırak sonra diğerinden atıl,
Meslek de edinme, ehliyet için aldığın paralarla da şarap al sarhoş ol, sonra canın sıkılsın kalk şehir şehir dolaş,
yolda kal, aç kal, yalnız kal ve  bunu en az dört defa yap ve en çok da yalnız kal.

Bak bu hayatların renkli olanları da var, oralarda kimse dört gün uyumamazlık etmez herkes vakitli  uyurmuş, hayalleri varmış  oradakilerin güzel ve gerçek.
Uzun yürüyüşler yapmak istediklerinde mevsim hemen yaz olurmuş.

Şimdi  boşver onları.
Kendine küçük bir dünya kur ve  orada mutlu olmayı dene.

- Bu otobüs şehire gitmiyormuş inelim mi?
- Biraz daha gezelim.

Soğuk titriyoruz hoşumuza gidiyor belki bu rezillik, susuyoruz.
Bunu kimse istemiyor,  kimse böyle olsun istemiyor şu an ama bıkmışız susuyoruz.
Sinirli sinirli içilen sigaralara haksızlık edildiğini düşünüyorum,  biranın yanında içilen sigaraya ayrı, esrara kırılan sigaraya ayrı muamele ediliyor, bu insanlar garip anlayamıyoruz, susuyoruz.
En çok ben susuyorum ama kasıtlı değil.
                             
Eve dönelim artık, bu otobüsler istediğimiz yere gitmiyor,  istediğimiz yerlere hiç gidemiyoruz.

Tabi sen bunu ne kadar istiyorsun
önce bazı sorular sorman gerek kendine,
kendini kandırmadan, hiç yalan söylemeden.

Şu kazağı çıkarayım artık daraldım,
bir sakız daha istiyorum,  bir sigara daha ve biraz da gözlerimi kapamak.
Bu ve buna benzer küçük ve kolay isteklerim var, her sorunun bir cevabı olsun, her sorunun cevabı dürüstce verilsin, bu oyunlar bitsin ve bir kaç yıl sonra tekrar karşılaşalım gibi.

Hazır herkes uyumuşken bana biraz daha o renkli hayatlardan bahset,
her potkal sahibini buluyor mu gerçekten orada ? Ne zaman uzun uzun oturup düşünmek için bir yerde dursan  hep gün batımı öyle mi?
Başka yerlerde böyle renkli  hayatların olduğunu bilmek bile çok güzel yalan da olsa öyle birini bilmek güzel.

Düşünüyorum da bazı hayatları ve umutları kurtarmak adına yeni bir çalışma başlatılmalı, devlet buna destek vermeli,
insanlar da birbirine yardım edebilir bu konuda mesela işler geri dönülmez bir hal almaya başladığında etrafta bir takım uyarılar çıkmalı örneğin
" Bu kişiye bu kadar güvenemezsiniz.
Artık daha fazla içme.
Maalesef daha fazla yalana  inanmazsınız.
Üzülmek hiçbir şeye yaramayacak eve gidip uyuyun.
Şuan bir şişe şaraba ihtiyacınız var.
Bu kişiyi ciddiye almakla başınıza     gelebileceklerden siz sorumlusunuz.
Lütfen şuan duyduklarınızı ciddiye almayın, sonunda üzülebilirsiniz.
Şu an bir salıncağa ihtiyacınız var en yakın çocuk parkı elli metre ileride.
Bu insanlarla harcadığınız süre içerisinde 20 adet ağaç dikebilirdiniz hatalısınız.
Bu maddeyi kullanmanız yarın devam edeceğiniz hayatı değiştirmeyek." gibi insanlar birbirine yardım ederse uyarılar çoğaltılabilir,  belki hayatlar için geç olsa da umutlar için bi'şeyler yapılabilir

Gel bu otobüse binelim,  şunları da çöpe at.
bu son sigara mı? bileğime bas hadi uğur getirir belki.

7 Ocak 2017 Cumartesi

allahım anlıyor musun

arka iki tekeri patlak bir otobüsteyim. kasis viraj tümsek alayına isyan.
nerdeyim bilmiyorum, kimseye güvenemiyorum.
son paramı biraya verdim, arkadaşlarım satışa getirdi, fenalardayım.
çok pişmanım ne için pişmanım o şimdinin konusu değil.

allaha kitaba sövüyorum, küfür etmek istiyorum ama ahmet çok darılır, neye söveyim bilemiyorum,
en iyisi ibb ye küfür edeyim.
alayınızı sikeyim.

insanın gidecek bir yerinin olmaması ne kadar kötü allahım bilemezsin, yani sen hiç kapıda kalmamışsındır,
sokakta yatmamışsındır.
bırak boş tatavaları, o kitaplar teoride çok güzel ama pratikte sıçıyor ne yapıcaz şimdi?

Annemi arıyorum telefonu babam açıyor.
ama ben sadece annemle konuşmak istiyorum,
bu dünyada dertleşip sarhoşken kafasını sikebileceğim tek insan o kaldı bi kaç sene sonra onu da arayamam.
anlıyor musun allahım! allahım anlıyor musun ? anlamıyorsun be anlamıyorsun amına koyayım.

21 Kasım 2016 Pazartesi

hatıra

Kadın gözlerimin önünde 1 litre rakı içti, Sonra kollarını kavuşturup ağladı! Ağladı ağladı ağladı. Sonunda başını kaldırıp kendi dizlerinden, Makineye kilim atmıştım unuttum yahu deyip çamaşır makinesine koştu.

16 Nisan 2016 Cumartesi

çiçek dürbünü


Sana bir çiçek dürbünü alacağım,
Kafan güzel olduğunda içine ağlarsın, Sana bir çiçek dürbünü alacağım, 
Yunancaya aldırmadan adını ne istersen koyabilirsin. Yıllar sonra, sadece bilmek zorunda kalanların bildiği, yayınlayanların bile pişman olduğu antolojilerden birinde şöyle yazacak : Müteveffa şairin en güzel şiiri budur ve dünyaya adalet getirmek isteyen bir kadına ithaf edilmiştir. Şair ... yılında Hengame adı verilen bir ütopyada ışık olmuştur.. Sana bir çiçek dürbünü alacağım, 
belki kendi hengamenden kaçmak için içine düşmek istersin, 
ya da yanıma gelmek için satar ve kendine bir bilet alırsın.

24 Kasım 2015 Salı

viskiden sonra su içilmez

bir günde kaç ruh, kaç kimlik, kaç kişilik eskittiğimin sayısını bilemiyorum artık,
bir arkadaşımla sohbet ettik ve biraz derine inince 'homesick' olmuşsun sen dedi, sikli mikli konuşma diyerek konuyu kapattım.
Tükenmişlik sendromundan bahsetti, isim fiyakalı olduğu için kabul edebileceğimi düşündüm.

Sırtımı kendim ısıtabiliyorum artık hiç kimseye ihtiyacım kalmadı özellikle kadınlara bu beni çok mutlu ediyor,
Gerisi hep aynı, ölümler, politika, parasızlık, mutsuzluk.
Hayatımda yaptığım en büyük hatalardan biri bir şişe viski içip sızdıktan sonra, yanarak uyanıp üstüne su içmek oldu, yaptığım en büyük hata bu olsaydı keşke
Hata ? nedir bu hatalar, bilmem düşünmüyorum bile artık bazen rüyalarıma giren şeyler oluyor o kadar onlarıda unutuyorum,
Hayat unutunca güzel.

Bazı şeyleri değiştiremeyeceğini kabullendikten sonra inan dostum, inan arkadaşım çok daha mutlu olacaksın ve bu şeyler için ne zaman götünü yırtmaktan vazgeçersen, istediğin yere gidebiliyormuşsun gibi, istediğin zaman istediğin yeri ve kişiyi terk etme rahatlığına sahip olmuş gibi özgür ve mutlu olacaksın.

Parasızlıktan başladığın tütün alışkanlığa dönüşebilir, ne güzel keşke tüm alışkanlıklar böyle olsa.
Özlemesek, alışmasak, beklemesek..
Alıştığımızı özlemesek, özlediğimizi beklemesek ve en önemlisi özlediğimize cigerimizin yarısını vermesek,
o bilmese de sen biliyorsun, ben biliyorum her sabah evden çıkarken yastığının altına, ceketinin cebine annenin bıraktığı sigara parası gibi ciğerini bırakıp evden çıktığını.
Ciğerim tükendi anlıyor musun ?

Hikaye tıkandığında en başa dönmemizi önerirler,
Bu hikaye, hikayemin başını her ne kadar unutsam da aklımda kalanların bana tek hatırlattığı bileğimdeki sigara yanıkları.
Yaz gelse ve kırmızı tişörtler ve ayakkabılar giyebilsem tekrar yazdan ve hayattan beklentim bu, ne kadar basit ve kolay yaza kadar ölmek istemiyorum,
Bir holding, iş yeri, güzel bir aile, iki çocuk istemiyorum,
Bu dünyadan geçtiğimi hatırlatacak ve iz bırakacak hiç birşey istemiyorum,
Beni yaftalarımla gömün, lakaplarımla ve bir zamanlar kanımda dolaşan uyuşturucularla ve torbacılarımla, ben veresiye istemeyen tek müşteriyim ve önemli biriyim.
Ruhum çatlayana kadar dans etmek istiyorum, hayatın anlamını bulana kadar, bu kedinin duvarda gördüğü şeyi görene kadar, mevsim yaz oluncaya kadar, ölenlerin hesabı sorulana kadar,
beynimin içinde yalıtıma ihtiyaç duymayan bir sigara odası var, içeride beş tane keş cigara doluyorlar ara vermeden, bana da huzur sar, bana da biraz umut sar allah aşkına.

Benim hastalığım bu dünyada ki tüm kuyuya düşmüş ve sonsuza kadar düşmeye devam edecek olanların hastalığıdır, hepimiz geçmişten pişmanız, gelecek için ise güçsüz, beklentisiz ve umutsuz

Yazarın tavsiyesi: Kendinize sigara basacaksınız ki kolay değildir ve çoğu insan iz kalır mı diye düşünmez bu bir andır, o an gelir ve o sigara o uzuvda söner sadece, siz iz kalmasını istemiyorsanız sigarayı avuç içinize basın.

10 Kasım 2015 Salı

iki paket tuvalet kağıdının hikayesi

biz aynı rafta yan yana duran iki tuvalet kağıdıyız
birimiz pembe birimiz beyaz,
etiket ve renklerimizin de önemi yok
biliyorsun ki ikimizin de amacı göt yalamak,
beraber tükeneceğiz farkındasın değil mi ?

tuvalet kağıtlarının da allahı vardır !
fabrikadan beri hiç dua etmedim, hiç dilek tutmadım
ve şu an eğer bir tanrı varsa, seninle aynı evde tükenmeyi diliyorum.

19 Eylül 2015 Cumartesi

Ben sana çarşaf vereyim sen bana sigara

Canım boynunu alsan şu dudaklarımdan, bak tütün saramıyorum senin yüzünden biliyorsun ben bir tiryakiyim ve gözlerin bir adıyaman kadar doldurmuyor içimi. Her nefeste içime taşlar dökülüyor paldır küldür, içimdeki boşluk dolmuyor, kayalar taşlar döktürdüm kamyonlarla denizim yine de yükselmedi. Hayır sen gelemezsin çünki bana yetecek kadar su var burada ancak ben boğulabilirim. Çocukluğu çıkarsan benden geri ne kalır be, tütün sarmayı öğrenmek, esrar sarmayı öğrenmek, ayıklamayı öğrenmek, hayatım hep öğrenmekle geçmiş diyemem ama bildiklerim de bir gün herkese lazım olabilecek şeyler. Ben sana çarşaf vereyim sen bana esrar ver, kardeşim yalnız bu sigara kovalık kağıda gelmez. Şu ellerini de alsan dizlerimden, huzursuz bacak sendromu yok nedir bilmem ama rahat edemiyorum işte, benim takıntılarım yaz kış bilmezler, titremek bende allah vergisi. Sözlerini türkçeye çevirince bir numarası kalmayan ingilizce bir şarkı gibiyim, orijinali al benili ama başka dillerde fukara, kendimi anlatamıyorum. Dilimi sadece ısırmak için kullanıyorum ben, ellerimi uyurken başımın altına koymak için, Nefesimi ise hep boşa tüketiyorum, işte değiştiremiyeceğim bir dünya rezilliği daha,
tekrar tekrar kendimi paralamama, tekrar tekrar yorulup bıkmama izin ver allahım ! Allahım bizde oruç yok biliyorsun, namaz yok, şarap ve tütün var, az biraz da insanlık kaldı o da yarına öbürgüne biter, bitmezse de elimizden alırlar. Elini ayağını üzerimden çek allahım bende sana niyaz yok.

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Bakkal Ali Amcalar ve Karıları/ Canım Rakı Çekti

saat sabah dört başka bir kavimin yok oluşunu hızlandırıyorum,
bilirsin işte bazı eskiciler hiç ölmez çocukluğumuzda kalırlar ve teneke çaldığımız için bizi kovalarlar.
Hikayeciler de ölür, romancılar da, şiirler de ölür.
bilmiyorum işte kim kiminle nereye gömülmek ister bunlar otuz yıl sonranın meseleleri, şimdi açmanın lüzumu yok ki.
Ay mavi olacak yazdı gazeteler evelsi gün, seyrek olurmuş  birkaç asır gerekirmiş görmek için, heveslendim kendimi özel hissettim bekledim ama gördüğüm şey hamamda parlayan göt misali kabak gibi bembeyaz bir şeydi.

Bilirsin işte bazı şeyler hiç ölmez, bakkal ali amcalar ve karıları mesela ölmez işte kalır onlar sakız çalarken, görmezden geldikleri anda kalırlar, başka mahallenin çocuklarını sakız çaldığı için dövdükleri anlarda korkunç kalırlar ama yine ölmezler.
babalar ölüdür, anneler ölümsüz.

Sen şimdi haplanmış pembe çizgili kafanla bana sakaryadan, konurdan bahsediyorsun,
yarın sevgilinden ayrılacağından filan bahsediyorsun bense rakı istiyorum,
şu şarkı hiç bitmesin istiyorum,
sakarya da o saçları kıvırcık, esmer yaşlı dilenci kadını tekrar görmek istiyorum,
askerden kaçtığım gün, gece çiçekcilerin orada keman çalan adamı tekrar görüp eldivenimi geri almak istiyorum çok sarhoştum hiç gerek yoktu öyle bir aksiyona demek istiyorum.
ben kimseyi üç yıl bir kanepede bekleyemem, beklemem inşallah (bu inşallah ah muhsin ünlü den ödünç alınmıştır) ama annem bekler ve ben beklettiğim için özür dilemek istiyorum (bu özür annemin gül yüzünden bir daha söz yapmayacağım diyerek alınmıştır)

Saat sabahın beşi kavimleri rahat bıraksanız artık dedi biri,
ya şimdi hangi sözleşmeyle alacaklar ümitlerimizi bizden evimizin üstünden yol geçecek,
buldozeri kullanan adam sen de mi emir kulusun.

Reklam koyuyorlar, seni en çok seveceğim saatlere reklam koyuyorlar uzun uzun,
telefonları kimse açmıyor.
yetkililer sevişmekten dönüyor, yetkililer çocuklarına dönüyor yetkililer reklamları..
Sana madam martha koyunu anlatmak istediğimde ise alt yazı olarak bir geminin devrildiğinden bahsediyor haber bültenleri, japon balıkları kanalizasyona dağılıyor,
ne zaman çıkıp sana gelmek istesem yıldız tilbe usturası yarıyor iki bileğimi.
bir ceset gibi düşüyorum cigaraya üzerime polis şeritleri çekiyorlar.

Ben sana kendimi hiç anlatamayacak mıyım canım,
şu ellerim hep torba mı tutacak benim,
ama ben sana çocukken amcamın beni nasıl boğduğunu anlatmak istiyorum belki,
kaan sus bıktık artık ve bu şarkı bu saate hiç uygun değil.

Ama bak isminin latincesi yazıyor burada
ve ben boynuna işlenmiş taze bir dövme olarak geçirmek istiyorum bundan sonra ki hayatımı,
beni tuzlu sudan uzak tut en azından ilk iki hafta.
Sen peki hiç anlatmayacak mısın kendini, reklamlar geçti reklamlar bitti,
sana bugün bir kitap aldım, sanırım hiç içimi açıp bakmayacaksın.
Neden kimse bana rakı vermiyor?

28 Nisan 2015 Salı

ricard

Siz ve ardına saklandığınız, hiç bitmeyen, her yerinden irin akan, gizli saklı oral sex yaptığınız kurallarınız.
Dik kesilmiş bir bilek gibi yorgunum şimdilerde.
Kırmızı en çok bana yakışıyor.
Ve fransız rakısı diyebileceğimiz bir meret içiyorum, suyla karıştırınca bok sarısına dönüşüyor.

Sanki bilmeden tüm dünyayı kendime küstürmüşüm,
Kimden özür dilemem gerektiğini bilsem..
Eğer bu lunapark edasındaki cehennemin sonu gelecekse herkesten hepinizden özür dilerim.

Kelimelerdeki sürrealizmin dibi yok biliyor musun ?
Biliyor musun ? Kendime gıcık oluyorum.

Bir sigara yakmak için mutfağa gidip gazı açıyorum, sigarayı odamda unuttuğumu fark edip geri dönüyorum ve gizliden gizliye evin havaya uçma ihtimalini düşünüp gülüyorum.

Yeteri kadar içersem romanda yazabilirim diyorum kendime,
Kendim yani ben, doğduğum şehirin hatırı sayılır serserilerindenim.

Şu şişeyi de bitirip, kendimi kesmeyi düşünüyorum ama michele bırakmıyor,
Kendi kırk kocası ellibeş yaşında..
Hayır michele bu gece size gelmeyeceğim.

15 Mart 2015 Pazar

Fotoğraflı Şiir

Tanıdıklardan dinlediğim kadarıyla,
Şarhoş olduğunda bu dünya ve insanlar neden bu kadar kötü diye ağlarmışsın.
Bir ortak noktamızın olması çok güzel, söyleyeceklerim bu kadar seni sonra ararım.

Dün bir bustiri aldım, ucuz ve kullanışlı olan her aleti severim, örneğin ustura ya da kalem.
Ve bundan sonra dünyaya bu bisturi aracılığıyla seslenmeye karar verdim.
Keserek, kanatarak ve kopararak.
Hayvanlar ve yaşlılarla göz göze gelmek istemiyorum,
Bu sarhoşu buradan alın lütfen, yalnızlıktan bana sarıyor.

Kapıya asılı ihtiyaç listesinde tütün ve alkolden sonra sırada ağlamak ve sex var.
Bizim savaşımız nevrotik ve krizlerden oluşuyor.
Sizden yardım talep etmiyorum, Kendi kendime delirmeyi tercih ediyorum.

Sırtına boşaldıktan on dakika sonra, 'gitmek istersen seni bırakabilirim' diyen kadın benim ruh ikizim.
Sigaranı boynuma bas dedim bir teşekkür edasıyla.

Beni tarihe not düşebilir misiniz ? lütfen.
Duvarlara yazdıklarımı belediye siliyor,
Çocuğum yok ve sanırım hiç olmayacak,
Yazdıklarımı da kimse okumuyor.
Bir fotoğrafımı çekip arkasına tarih atabilir misiniz ? lütfen.
Atmaz mısınız ?
Fotoğraf sevmiyor musunuz ? Peki teşekkür ederim.

Sevdiklerimizin sevdiklerini öldürmek isteyen Allah!
Senin oyunlarına gelmeyeceğiz!
Senin boşluğunu doldurduğumuz için kızgınsın!
Yine de sana eyvallah etmeyeceğiz!
Bu da böyle bir sitemdi işte iyi günler.


6 Mart 2015 Cuma

Yeni Bir Ekran Kartı Lazım

Maliyeti aşağı çekmek gerekti,
Bu yüzden alkole ara verdim.
son zamanlarda aldığım en radikal karar bu sanırım.
Arşive baktığımda ise tek değişenin tipler olduğunu görüyorum.

Murat Yılmaz Yıldırım imana geldiğinden beri varoluş sancısı çekmiyorum çok şükür.

Bana en büyük yatırımı yapan ve en büyük zararı gören yine annemdir.
Peki sen benim için ne ifade ediyorsun ?
Sanırım eşşeğin sikini.

28 Şubat 2015 Cumartesi

eskiden tam bu oturduğunuz yerde bir çiçekci vardı

beni başka biriyle yatmakla tehdit ediyorsun ve sanırım cevap bekliyorsun.
Amerikan dizisi mi bu, biz california da mıyız ?
ben birazdan aynasızlara küfür edip, yanımdan geçen kızın götüne şaplak mı atacağım ?
bu sorular bilinmezliğini koruyamayacak, beni tanıyan herkes bilir aslen maraşlı olduğumu ve şu an california da olmadığımı fakat olsak bile beni bununla tehdit etmen bana bir şey katmaz ve benden bir şeyler alıp götürmez ve sana katkısı üç beş gramlık bir et parçası olur.
biz orta doğuluyuz acıyı ciğerlerimize, iliklerimize kadar çekmeden kimseye dokunamayız.

on dört yaşından, yirmi üç yaşına kadar düzenli olarak evden kaçan ben, gitmenin her yolunu bilirim, kaçmanın en vurucu noktaları,
hangi yalanı nerede söyleyeceğin çok önemlidir ve hangi saatleri seçeceğin özel bir önem taşır ve bu mevsime göre değişir.

gidecek ve kalacak yerin yoksa büyük bir sırt çantan ve bıçağın olmalı, rezillik, uykusuzluk..
(saat kaç)
hepsine alışacaksın.

artık hiç bir yer güvenli değil ve hiç kimse güvenilir değil.

arkadaşlar bir saniye buraya bakar mısınız?
arkadaşlar eskiden tam bu oturduğunuz yerde bir çiçekçi vardı, yıktılar ve yerine beş liraya, dokuz liraya kahve satıp  banttan jazz çalınan bu yeri yaptılar,
arkadaşlar kahvelerinizi içmeye devam edin, bu önemsiz bilgi için beni affedin.

tükettiğin sıfırın ekmeğini yemek

tükettiğin sıfırın ekmeğini yiyorsun hala kardeşim,
kovulduğun yerlerin havası.
kime yakışırsa gülmek,
kime yakışmaz ki gülmek ?

bir köpeğim vardı iki yaşında kocaman bir şey, bir gün beraber gezerken üst geçitten geçmemiz gerekti, üst geçit her adım da sarsılıyordu ve hayvan yere çöküyordu,
kucağıma aldım ve elli metre taşıdım hayvanı ayakları yere değiyordu..
O köpeği özledim, ben balkon da içerken beni izlemesini özledim, anlıyor musun ?
bunu sana anlattım ki beni anla diye, beni anlamadın.
şakalarımı ve gücenmelerimi, sarhoşluğumu anlamadın,
verdiğim örneklere ben de şaşıyorum, bir ironi arama sen beni anlamadın.

içimden koşarak geçen adamlar, çantasını hızlıca çekip iyi günde, kötü günde arkasına bakmadan yürüyen kadınlar.
masalara kazınmış yazılara bakıp,
bu dünyadan geçenleri tekrar tekrar düşünen kaç kişi kaldık ?

bizi yüklediler bir geceye,
kamyon dolusu huzursuzluk ile ilerledik,
gergin sinirlerle üşüyerek çektik sigaralarımızı,
öyle ki o anlarda insan içtiği sigaradan bile bir bok anlamaz.
koridorlarda ve koltuk altlarında uyuyan çocuklar vardı,
ayağımı nereye bassam bir anne yükseliyordu,
benim annem bana biraz küs ama anneler küs olsalar bile su isteyebilirler
bu muazzam bir fırsattır barışmak ve düzeltmek için her şeyi, yine, yeniden en baştan.
bir sonra ki yıkıma kadar her şey yolundadır artık.



12 Şubat 2015 Perşembe

merhaba ben kula kulluk ediyorum

ayakta durmakta zorlanıyorum,
çalan şarkının tadını çıkardıktan sonra başlayacağım.
söz konusu ben olunca,
sanırım babam annemin içine boşaldığı için pişman.!
ne yapabilirim ?
geri çekilseymiş keşke,
hayvanca sikişmek korkunç sonuçlar doğurabiliyor tabi.

bugün sol elimi ip ile kestim, kahverengi ve kırmızı bir iz çıktı ortaya hayret,
hiç sigara bastın mı kendine ?
kısa süreli bir acı sonrasında yara kabuğu ve beyazımsı iz.

bedenim, hepi topu kan ve et, insan yavrusu işte.

sanırım abartıyorum, neden ölmüyorsun sen ?
asıl soru neden ölemiyorsun olmalıydı.
bu sorunun cevabını yalnızca allah verebilir.

merhaba ben kula kulluk ediyorum,
ben tek siz hepiniz, hepimize yazıklar olsun.
burnumdan ve ağzımdan gelip fayansa giden damlaları izledim,
hallerinden memnun ilerlediler yok oluşlarından memnun sadece düştüler,
fayans buna sessiz kalarak cevap verdi.

şarkının bokunu çıkararak devam ediyorum.
gördünüz! ulan hepiniz oradaydınız!
çoğaldınız büyüdünüz beni işgal ettiniz.

8 Şubat 2015 Pazar

bir tespit

Mektuplarıma ara vermemin sebebi,
Gönül çizgimin kırılması belkide.
Bir uçak infilak ediyor yüreğimde,
Belime saplanan balta, ben çabaladıkça içime batıyor.
Bu sesler kırılan kemiğin yankısı.

Uçağın içinde bir kaç fil ve panda  var.
İnsanlar gözlerime düşüyor, çoğu ölmüş, birazı ağır yaralı
diğerleri çırpınıyor, ölümden kaçış.

Bir kaç noktaya değinmek istiyorum.
Söz hakkı istiyorum
!
Alamıyorum.
Bir tespitte bulunmak istiyorum,
hiç gereği yokken ve sen kimsin ki sorusuyla keserek bileklerimi.
Benim tespitime ihtiyaç yok.

Uçağın enseme saplanmış olan kanadını yetkililere teslim ediyorum, diğeri kayıp.
Nehire saçılmış vibratörleri kim toplayacak peki ?

Bir devlet terörü esiyor ellerimde, failler belli ama siz yine de  sökün tırnaklarımı.
Sükunet içinde bekliyorum, Dünyadan salı  verileceğim günü.
Elli iki kartlık bir destenin içinde, kayıp bir valeyim.
Evin içinde bir yerlerdeyim ve umarım kitap ayracıyımdır ama hiç sanmıyorum.
Ve bunalımla başlayan bir temizlik anında bulunmayı umuyorum.

Bana kuşkuyla yaklaş, içimde kimyasal bir şeyler taşıyorum.
Elimde cam var, tek hamleyle ikimizinde yüzünü kesebilirim.
Bana kuşkuyla yaklaş yüzüne patlayabilirim.




4 Ocak 2015 Pazar

hayat zaten çok ahlaksız

merdivenlerden indim, gürültüyü ikiye bölerek.
"buraya bakarlar" yazısına ve üstünde ki göze uzun uzun baktım, her gelişimde olduğu gibi.
sizin o egolarınız var ya, metro bileti yapacağım hepsini.
bu çıkışları hep karıştırıyorum ve ikibinyedi senesinde o merdivenin başında saçları dizinde, kırmızı pantolonuyla sigara içen kızı tekrar düşünerek tekrar çıkıyorum aynı merdivenlerden, tüm o sabah kalabalığı ve gürültüsüne küfrediyorum,
-bebeğim benim kahve içmem gerek.
tenha bi yerde oturalım, ben kimsenin bizi duymasını istemiyorum,
kalabileceğim tek yer ulusda ki çıkmaz sokakda ki otel, az önünde yanar dönerli girişi, tabelasıyla kültür mirası bir pavyon olan.

sen beni döve bilirsin, biliyorum,
ben seninle uğraşamam.
seninle dolmuşa bine bilirim ve otobüse, metro da bağıra çağıra gülede bilirim,
atılması muhtemel lafları benim karışalamam münasiptir,
sana bundan sonra sadece ustura kullanman için izin veriyorum, sen benimle birleşsene,
benimle birleşirsen, sen ve ben birleşirsek (biz olmayız)
ikimizden çıkacak tek şey toplumsal bir patlamadır,
hayır usturayı benim üzerimde kullanamazsın.

telefonlarıma bakmanı istiyorum, senden başka kimseyle konuşmak istemiyorum orada, cenazelere ve düğünlere gitmem sende gitme ve benimle gel,

sana ipne dediklerinde kahkaha atmam umarım ilişkimize zarar vermez,
çok cinsiyetçi bir amcık varmış burada saçları çok sert,
tüm parasını içkiye vermiş ve o kızı sikememiş huzursuz bir entellektüel, anasından partizan olarak çıkmış bir solcu evet aşkım hepsini kesip çenelerinden biblo ve tükürük çanağı yapabilirsin.

22 Eylül 2013 Pazar

14 temmuz

14 Temmuz
dün geceden aklımda kalanlar

dağılın lan artık a*ına kodumun çocukları diye kriz geçiren çevikler ve köşe başlarında mahsur kalmış şaşkın ve olaylarla ilgili olmayan insanları tekmeleyerek evlerine göndermeye çalıştı,

mis sokakta yaklaşık 50 kişilik bir polis grubu tek bir kişiyi coplarla kovaladı...

toma mis sokagın girişinde bulunan teb bankası atm sinin arkasına saklanan çocuklu bir aileyi haşladı ' çocuk var yapma diyen bir genç plastik merminin tadını öğrendi'

bekar sokak girişinde biber gazından donmuş kalmış bir kadını uzaklaştırmaya çalışırken gözü dönmüş kendini allah sanan bir polis gelip ' sen nasıl müslümansın, senin baban yok mu evin yok mu sktir git dedi'
bir diğer polis hemen olaya müdahale ederek arkadaşını uzaklaştırdı 'hemen git burdan siktir ol git lan diyerek iyi niyetini belli etmiş oldu '

beyoğlu emniyet müdürü gece çevik kuvvetin yanından ayrılmadı,
bir ara ayagına yakın şişe düştü ve mis sokakla büyük parmak kapıyı polis esir aldı gördüğü her gölgeye plastik mermi ve her metre kareye biber gazı attı ,

mis sokaktaki işhanlarının içine ve kapısına sığınan herkes plastik mermi neymiş ögrendi , teyzeler, amcalar, çocuklu aileleler..

atlas pasajı akrepten kaçanlara kapılarını kapattı..
sözcü gazetesinin muhabirlerine ellerinde mikrofon ve kamera olmasına ragmen akrep saldırdı..

insanlara sokağa çıkmayı yasakladı, beklemeyin dagılın artık diyerek amca teyze ve çocuklu ailelerin üzerine yürüyüp tartakladı..

2 çocuklu bir ailenin babası öne çıktı sıkma lan sıkma çocuk var görmüyormusun diyince cevabını aldı, gelmeseydin çocuklarını getirmeseydin, istiklal caddesi kamuya kapatıldı..

akrep istiklale girdikten sonra bi yere saklanmayan , saklandığı yerden kafasını çıkaran genç yaşlı çocuk kadın erkek herke plastik emrminin tadına bakdı..

polis taksimin girişinde dönercilerin orada bekleyen insanlara gece '02 sularında ' dagılın artık diye bagırdı ve ardından toma ile müdahale etti 2 kere, beklemek yasak oldu..

polis saldırdıkça insanlar çoğaldı, sloganlar yükseldi,
mis sokağa barikat kuruldu 'isyan devrim anarşi' sloganı yükseldi

27 Nisan 2013 Cumartesi

çok mu

biz bitmiş pillerin çiğnenerek enerjisinin geri geleceğine inanan bir neslin evlatlarıyız, aşka inanmışız çok mu ?

imkansızdır efendim

Peki, o zaman bundan sonra beni arama, mesaj filan atma ve sakın karşıma çıkma dedi tamam dedim sigara mı yakmaya çalışırken. Ayağa kalktı tam arkasını dönüyordu ki duraksadı (Araf dedikleri bu heralde dedim kendi kendime) ve sakın beni özleme benden de böyle bişey bekleme dedi. O da biliyordu. imkansızdı . ağzıma sıçardı, ağzına sıçardım.

en iyisi ateistlik

nerden, niye geldiğimizi unutucak kadar susmuştuk.
bundan sonra olacaklar bizim, en azından benim için muallaktı
tanrının elini kıpırdatıp usulen de olsa birşeyler yazması gerekiyordu, 
alın yazıma uydum gidip bir amerikano aldım uzun çekim. tanrıyı beklemeye koyuldum tekrar. 
tanrı Facebookta paylaşım yapmamı emretti hemen yerine getirdim, 
tanrı sigara yakmamı istedi, derhal.
yan masada
n çakmak almamı istedi aldım. tanrının bana verdiği ceza buydu diye düşündüm...

sanırım tanrı konuşmamı istemiyordu,
karşımda oturan kredi kartlı anarşist aynı zamanda ateist olduğundan tanrı,
allah gibi şeylerle bağlantısı yoktu. bu yüzden amerikano mu alıp geldiğimden beri nasıl susulacağını bilmiyormuş gibi davranıyordu,
avcı elmer gibi yer çekimini bilmediği için düşmüyordu.
‘3 doğru 1 yanlışı hard core pornoda oynatır’ dedi en son ve sigara yaktı.
‘şiirlerini sevdim hiç tuvalet kağıdına yazdın mı’ dedi, cevap veremedim...

ateist olmak en iyisiydi, karışan görüşen olmuyordu en azından.. 

seni sevmiyor değilim

seni sevmiyor değilim,
ailecenek çıkılmış bir piknikte alanda unutulmuş saklama kabı gibiyim ellerinde.
gelmene imkan yok hem buralar çok soğuk,
soğuğa özlemek sökmez sevgilim,
şifayı kapınca dudaklar antibiyotik görevi görmez,
salaş bir ceketle çıkma dışarı,
balkonda içme sigaranı, kedilerini kucagından indir, alerjin olduğunu onlar bile öğrendi.
seni sevmiyor değilim sevgilim,
üşüyorum,
aşka üşümek hiç yakışmıyor,derdindeyim..